20 Kasım 2011 Pazar

Hediye Paketi


Kraft kağıtları kullanmayı çok seviyorum...Özellikle çizim yaparken, hediye paketlerken...Kurabiye adamları kraft kağıtla sarıp üzerine yine kurabiye adam çizmek...İçine elyaf dolduracağımız ve çizim yapacağımız ufak dekoratif nesneler yapmak için kullanmak da hoş oluyor...Doğal görünüşlerini seviyorum...


Çok sevdiğim biri var...Onun hediyesini de kraftla paketleyip üzerine bu çizimi yaptım...Artan şeritleri de üzerine yapıştırdım...Artık sahibine gitmek için bekliyor...:))


Görenler öyle sevdiki...Bloğumda paylaşmak istedim...:)))

18 Kasım 2011 Cuma

Zamanda Yolculuk ve Keçeli Kalemlerin Grevi

*
İki kafadar, zamanda yolculuk yapacakları aracın planları üzerinde çalışıyorlar...Bu aralar işim gücüm yine keçeli kalemlerle...Eskiz defterinden bir sayfa...Umuyorum ki erimeyen kar taneleri bulabilirlerse, Dünya'ya dönerken yanlarında getirsinler... Keçeli kalemler tahminen greve giderler çünkü bana bakışlarını hiç beğenmiyorum...Derin ama anlamlı bir sessizlik içindeler.:))...Bu proje onbeş çizimden oluşuyor...Bazılarını arada sırada buraya eklerim..:))
                                                                            

14 Kasım 2011 Pazartesi

Kitabevinde Bir Gün


Bir kere görmeye gitmiştim onları..Raflara yerleştikleri ilk hafta...Sonra araya başka meseleler, sağlık sorunları, koşuşturmacalar girince uzun süre ilgilenememiştim...Geçenlerde yine kitabevlerinden birine gittim...Gözgöze geldim ikisiyle birden...Yaklaşırken onlara doğru, sayfaların arasındaki kahramanlarımı düşündüm..."Biz iyiyiz, çok iyiyiz, merak etme." dediklerinden eminim...Artık benden çıktılar...Garip bir his...Benimle birlikteler ama bana ait değiller...Onları seven nice insanlar var...İnanıyorum ki kahramanlarım bazılarını benden daha çok sevmişlerdir...Okuyanlar da onları...Raftaki hallerine bakarken ve hep beraberken, henüz ayrılmamışken, onlar sayfaların aralarına yerleşmemişken, yaşadığımız süreci düşündüm...Size garip gelebilir ama onlar benim yakın dostlarım olmuşlar...Kahramanlarımdan birinin adı Alaşım, en sevdiklerimden biri...Eylül ve Barut'u da seviyorum...
*
Neyse..Çocuk kitabı gibi görünmesi sizi yanıltmasın...Evet çocuklar orada hoşlarına gidecek bir macera bulacaklar ama itiraf etmeliyim ki ben bu kitapları daha çok yetişkinler için yazdım...Birbirinin devamı niteliğinde iki kitap...1-Tuhaf Yolculuk (300sy).....2- Issız Gezegen (370sy)...Yayınevi: Doğan Egmont
*
İkisini birden elime almış, kitabevinde incelerken görevli çocuk yanıma gelip beni onlar hakkında bilgilendirmeye başladı...Hiç çaktırmadan :P onu dinledim...Bana "Son sayfada yazar hakkında bilgi bulabilirsiniz...Farklı ve ilginç bir tarzla tanıtılmış." dedi. Gülümsedim ama en arka sayfayı açmayı istemedim...Fotoğrafıma baksa, bir de yüzüme ilginç olurdu gerçekten..:)) Teşekkür edip kitaplarımı rafa yerleştirdim, içimden kahramanlarıma "Hoşçakalın.." dedim...Dışarı çıkarken arkama bakmadım..:))


Sevdiğim yazarların kitaplarının arasındalar...Hepsinin değil, birkaçının...:))

18 Ekim 2011 Salı

Doğan Egmont ve Benek'in Masalı


Bu kitaplar 10 - 80 yaş arasındaki tüm hayalperestler için yazıldı..
*
Tanıştığımızda ben beş yaşındaydım, sen üç. Her çocuğun bir hayal arkadaşı olmalıdır, demiştin ya. Gözlerim kocaman olmuştu seni dinlerken. Gidecek hiç bir yerinin olmadığını söylemiştin...Benimle kalabilmek için ne numaralar yaptığını yıllar sonra anladım. İyi ki yapmışsın. Hatırlıyor musun yağmurlu günü? Pistonlarına kadar paslanmış halde, elinde yağdanlığınla "Beni içeri al." diye bağırışını. Dışarı çıktığını bile farketmemiştim. "Beni unutuyorsun!" diye sızlanmıştın. "Yokoluyorum, farkında değil misin?" O zaman farketmiştim silik göründüğünü. Ben büyüyordum, senin yokolman normaldi. "Beni yeniden görünür kılmalısın." demiştin çaresizce. "Nasıl?" demiştim ya, cevabın hazırdı. Bir romanın kahramanı olmak işe yarar mıydı? İşte herşey böyle başladı. Romanda Bızt Kısadevre kimdir? diye sorsan, herkes sana söyler.


Çok uzun bir süreçti. Güzel sonlandığı için mutluyum. Kitaplarım matbaadan çıkıp Doğan Egmont'a ulaşmışlar. Bir hafta içinde dağıtımı yapılacakmış. Gerçek dünyada ve sanal dünyada pek çok arkadaşım içten desteklerini eksik etmediler üzerimden. Mutluluğumu paylaşmak istedim.
*
Çizerime, editörlerime ve genel yayın yönetmenime çok teşekkür ediyorum.
*
Bugün, iyi bir gün...

9 Ekim 2011 Pazar

Sonbahara Torpil



       Pencerenin karşısındayım...Yağmur yağıyor ve gök gürlüyor...Gel de sonbahara torpil yapma..:))..Bir de sevdiğim pek çok şeyi içinde barındırıyor...Yağmur...gri tonlu renkler...artık sıcak içilen kahve...turuncu,sarı,kırmızı....kızarıp dökülen yapraklar....balkabakları....sabah olurken ama gün ağarmamışken duyulan yağmur sesi...yükü azalan güneşi içeri çekmek için perdeleri sonuna kadar açılan pencereler...
*



27 Eylül 2011 Salı

Dantel


Ne ilginç...Bir zamanlar kavramsal ve bazen de soyut tuval çalışmaları yaparken, sanatı asıp keserken, artık kendimi bu tip çalışmalar yaparken buluyorum...Sanat denen kavramın, bana göre, ters tarafındayım artık...Ama iki günlük dünyada en çok neyden mutlu oluyorsak onu yapmalıyız sanki...Şimdilik böyle...Yarın neler olur bilinmez...Üstelik bir de "Dantel" diye post başlığı atıyorum ki...Sanat konusunda fikirlerime güvenen arkadaşlarım benim yüz karası olduğumu düşünüyorlar artık...Ben sanatın düşünselliğinden, matematiğinden ve fiziğinden uzaklaşıyorum...Ama unutmuyorum...Şimdilik onu kendi haline bırakıyorum yalnızca...
*
Bu çalışmada ışık yok...Derinlik..gölge yok...Ama danteller var.(!) Banner çizimimdeki kızı çok severim..Ondan hiç bahsetmemiştim...Dik başlı olduğu yüzünden anlaşılıyor..Karakter olarak bana çok yakın..:))Bir de bu posttaki masum yüzlü kız var...Acaba hangi tarz çalışmalıyım yüzleri diye düşünüyorum...Sizin fikrinizi alsam...:)
*
Zamanı itmekle meşgulüm şu sıralar...Zaman hızlı aksa diyorum...Tabi soyut bir şeyi itmek zor biraz...Ben bekliyorum...Onu düşüncelerim itiyor...Hayat derseniz-ki ben ona pasta börek yemek yaptığım kısım olarak bakıyorum :))- devam ediyor...

17 Eylül 2011 Cumartesi

Arkadaşlarımdan Gelenler


Ne kadar güzel demiştim bir kere sadece...Çok kıymetli benim için...

 

 
Doğumgünümde aldığım en güzel hediyelerden biriydi...Sayfaları dolmaya başladı yavaş yavaş...


 
Güzel hayallerimizden bahsediyoruz bazen...Kimin bebeği olduğu çok belli..:))


 
Kitabın içindeki güzel ilustrasyonlar ona beni hatırlatmış...Şimdi bana onu hatırlatıyor..


 
Renk tonları ve tekniği o kadar güzel ki...Durduğu köşede görenler bir de yaklaşıp bakıyorlar...

*
İnsanın onu düşünen arkadaşlarının olması çok güzel...Çok ama çok...

*
Blog alemindeki tüm arkadaşlarımı çok seviyorum...Blogger olmak şahane..:))

14 Eylül 2011 Çarşamba

Tulip Planet


Al getir "Issız Gezegen"deki " laleleri...Kaybolursan...geri dönmek için evrene açılan, başının üzerindeki "Boyut Kapıları"nı kullan...Kapılar narların içinde...Gördün mü?
*
Gökyüzünün tonu daha açık olmalıydı...Yani bence..Ama eşim bu rengi çok sevdi...Hadi kalsın bu renk o zaman...
*
Metal olmaktan o kadar uzaksın ki benim için....Oksijene ihtiyacın olmadığı halde seni "Issız Gezegen"e astronot kıyafetin olmadan gönderemedim...
*
Neyi unuttum..?
Alttaki postumda arkadaşlarıma cevap yazmayı...:))
-Yarın yazarsın..(İç ses..)


8 Eylül 2011 Perşembe

Gayretli Mucit


Bu ayın onikisi oğlumun doğumgünü...4 yaşını dolduruyor...Üstelik okula başlıyor...Doktorumuzun tavsiyesiyle dört sene bekledik...Tabi bizim için zor oldu...Onun okula başlamasıyla yüküm biraz hafifleyecek...Kırmızı ve lacivert renkli formasını aldık...Okuldan böyle bir talep gelmediyse de ben içine yiyecek koyabileceğim, sağlıklı, küçük kaplar aldım..:))...Duruma göre kullanacağım...Beynimde pek çok "acaba" var ama hangi annenin yokki...Çizdiğim robot gibiyim bu günlerde...:)) Gayretli bir mucit...Işık hızını aşabilen bir fişek kullanacağım günler kapıda...bir ruj kutusu formunda ve görüntüsündeki fişeği çantamda rahatça taşıyabileceğim böylece...İş...ev...oğlum...sosyal ilişkiler...hergün bir yemek adı arayışında olmak...ve kendim için yarattığım, zamandaki minicik kahve sohbeti boşlukları...
*
Bu tarz çalışmak istiyorum bugünlerde...Çok seviyorum çünkü...


21 Haziran 2011 Salı

Kalbi Aramak


Kadim zamanlarda, daha insanoğlu yeryüzü, gökyüzü, denizleraltı hakkında bilgi sahibi değilken, dört yönün bilgesi, kuzey, güney, doğu ve batının, farklı bir boyutta yaşayan dostuna bir söz verir. " Ne olursa olsun, topraklarımıza emanet ettiğin oğlun yanımızda güvende olacak, ancak sen istediğin zaman sana ve yaşadığı boyuta geri dönecek." der. Robotların Kralı - ki kuzey, güney, doğu ve batının bilgesi ona "Demir Adam" demektedir- dört yönün bilgesinden, dostundan şunu ister," Oğluma göz kulak ol, halkın sırrımı saklasın, oğlum farklı olduğunu bilsin ama bunu kendine dert etmesin, zamanı gelince, ben onun güvenliğini yeniden sağlayıp gezegenimdeki istilayı durdurunca yurduna geri dönsün." "Tamam." der dört yönün bilgesi, "Sana verdiğim söz yer ile gök birbirine karışsa da bozulmayacak, efsane olup bizlerden bihaber yaşayan insanoğlunun topraklarında destanlaşacak, öyle sıkı tutulacak." "Birşey daha var." der Demir Adam dostuna. "Bir gün, tıpkı efsanedeki gibi, oğlum bir Kalbin peşine düşerse, onun bu yola girmesine izin verme, yoksa halkının arasına bir daha geri dönemez...."
.
Ve konuşmanın üzerinden binlerce yıl geçer, robot oğlan büyür, farklı olduğunu bilir ama sıkıntısını yaşamaz. Yabancı topraklar ve içinde yaşayanlar dostudur ne de olsa...Ama huzur uzun sürmez..Dört yönün bilgesinin ülkesi aniden ortaya çıkan ve yerle göğün birleştiği ulaşılamayan ufuk çizgisinde peyda olan Kalp in hükmü altına girer. Konsey toplanır, tek karar çıkar... Kalp topraklardan çıkarılmalıdır, etten kemikten yaratılanların işi değildir bu, çünkü içlerinden hiç biri Kalbe ulaşacak kadar şanslı değildir..Demir Adam'ın oğlu- farklı olduğu için - gönüllü olur,borçludur bu topraklara... Kuzeyin,güneyin, doğu ve batının bilgesi karşı çıkar..verdiği sözü hatırlar. Konsey Demir Adam'ın oğlunun kalbe ihtiyacı olmadığını ve kalbin onu etkileyemeyeceğini savunur...başka çare yoktur. Hikaye böyle devam ediyor...
*
Bu son robot hikayesi olsun. Hep maillerde soruyorsunuz,neden yazmadığımı...O, içlerinde en sevdiklerimden biri, sonu pek heyecanlı. Peri masalı tarzında olduğundan ayrı bir yeri var benim için..Ama sanal dünya işte,çizimlerim gibi yazdıklarım da alınıyor. Bazen çizdiğim bir "Kız" yüzü, saçı başı değiştirilmiş olarak karşıma çıkabiliyor. Konu hakkında fazla yazmaya gerek de yok..
.
Sıkıntılardayım yine bu aralar. Bilgisayarda çizim yapmam gerekiyor ama bilgisayara fazla bakmamam. Hayatla ilgili ikilemlerimin sayısı bu kadar hızlı türememişti daha önce..Aslında bunlar yazmak istediklerim değil bloguma, ama belki bu aralar sizlere ve bloguma sık uğrayamam...Nedenini söyleyeyimki, benden haber almadığınız zamanlarda meraklanmayasınız...Darılmayasınız, yorum bırakamıyorum diye...:)) ve hep hatırlayasınız herşeyden daha reel olduğunuzu benim için:))

24 Mayıs 2011 Salı

Kalpler ve Mürekkep Şişesi



Bu aralar yedi tane portre çalışıyorum. Grafiksel ağırlıklı çalışmalar. Bitirince buraya ekleyeceğim. Henüz başındayım.
*
Yukarıdaki çalışma ilk robot çizimim. Ve ilk robot hikayesi. Düştükleri mürekkep şişesini evrenin boşluğu zanneden iki mini minnacık robotun macerasını anlatıyor. Onu çizeli epey yıl geçmiş aradan.


22 Nisan 2011 Cuma

Oğluma

Sen, benim en değerli varlığımsın sevgili bebeğim. Sana olan sevgimi ifade edebileceğim cümle ya da kelime yok. Tüm bebekler, çocuklar ve gençler dünyadaki en değerli varlıklarımız. Umarım hepsi hakettikleri değeri, sevgi ve sefkati görebilsinler ve çok mutlu olabilsinler. Sana ait birşeyler eklemek istedim, 23 Nisan vesile oldu. Sana da, çizdiğin salyangoza da aşığım.:))
*Annen*
Niyan'ın

4 Nisan 2011 Pazartesi

Büyük Sırrın Taşıyıcısı


Atomaltı dünyada yaşam zordur. Çünkü orada yaşayan nanorobotlar ile atomaltı yaşamdan bihaber yaşayan insanlar birbirlerinden habersizdirler. Aynı coğrafya içinde farklı boyutlarda yaşamak ve birbirinden haberdar olamamak.:))

Nano ölçekteki robot hayallerindeki evi ilk gördüğünde onun gerçek olabileceğine inanmamıştır. Ev, tam istediği gibidir. Üstelik balkabağı yetiştirebileceği bir bahçesi bile vardır. Bahçe, yetiştirmek, balkabağı, toprak.....Atomaltı yaşam için fantastik konulardır. Hayalperest, ayakları yere basmayan damgasını yemiş, toplumdan dışlanmış :))) bir robotun bahsettiği, paralel evrende yeralan Dünya gezegeninden getirilmişlerdir. Bizim nanorobotumuz biraz farklıdır, hep mucizelere inanır. Hayalperest robota ve onun anlattıklarına da inanmıştır. Bu sırrın taşıyıcılarından biri olmuştur. Nasıl inanmasın? Herkesten gizlediği bahçesinde bu mucizeye hergün tanık olmaktadır.
*
Atomaltı boyutunda yaşam zordur demiştik. Nasıl olmasın? Bu demliği ve fincanı görseniz sizin olmasını istemez misiniz? Herkes mutfağında dikkatli dolaşsın lütfen.:)))
*
Çizim aylar öncesine ait. Maillerde soruyorsunuz, robot hikayelerine ne oldu diye.:)) birşey olmadı, halâ benimle birlikteler. Ben sadece bloga farklı şeyler de eklemek istiyorum bazen.:)))))))


31 Ocak 2011 Pazartesi

Gün Işığı


Ben insanların güzel çizimler yapmayı becerebilmesinden çok, çizime olan tutkularını seviyorum. Her yeni çizimde heyecan duymalarını. Ve iki kutuplu olmaktan çıkmayı başarabilmelerini...ve hayalgüçlerini.

Geçmişten getirdikleri sıkıntılarının onları büyük sanatçı yapması anlayışının bu yüzyılda geçerli olmamasını istiyorum. Bu düşüncenin geride kaldığını düşünüyorum. Yüzyılımızda ve zamanımızda buhranlı bir ruhun yerini zeka, hayalgücü, yaratıcılık, bilim tabi ki bir tutam :)) felsefe dolu ruhların doldurmaya başladığını görmek istiyorum. Sanatın boyut değiştirdiğini. Ve bunun çok normal olduğunu. Çizerlerin, ressamların, tasarımcıların, mimarların, yeni dünyalar kurabilen yazarların birbirine ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bir çizerin istediği zaman hoş, akıl dolu bir tasarıma imza atabileceğini biliyorum. Ortak payda, estetik seviye :)) ve algılama gücü.

Yapılan çizime bakınca mükemmellik aramıyorum. Muhteşem çizimlerde bazen heyecanlanamıyorum ya da bir başka sanat eserinde. Belki tuhaf renklere sahip, beceriksizce yapılmış bir çalışmayı muhteşem bulabiliyorum. Sağlam bir manifesto aradığım zamanlar çoğunlukta oluyor. Yapanın düşünceleri, tutkusu, kalp çarpıntıları beni etkiliyor. Bazen eksiksiz anatomiyle çizilen insan resimlerinden çok, çarpık bacaklı bir çubuk adam çizimine tav olabiliyorum. Ya da çizerin mükemmel sonuca ulaşmak için döktüğü terlerin hala ıslak durduğu, iyi çizebilme sıkıntısının hissedildiği çalışmalara bakıp gülümseyebiliyorum. Ama yine de akıl arıyorum, akıl arıyorum...
***
Oğlumun ateşini üç günde zorla düşürdük. Mikroplarımız oldukça inatçıydı. Durumu sembolleştirdi benim beynim hemen.:)) Çok yüksek binalar yaptık , yüpyüksek.:)) Korkup kaçsınlar diye.

Şimdi mikroplar bende:)) Sen misin koca gökdelenlerle bizi korkutmaya çalışan, diye hedef değiştirdiler.
***
Yukarıdaki çalışma yine kişiye özel bir çalışmaydı. İlk defa bir çalışmama iki tasarım ekledim. Kendim de çizebilirdim ama leke ve ton değerleri bakımından orada olmalarını sevdim.

Çalışmanın hikayesi çizim aşamasında beynimde istemsizce oluştu yine. Lekeler, etkiler, değerler ve hikayeler...

20 Ocak 2011 Perşembe

Ziv Ziv


Önceki posta yaptığınız tüm yorumlar için teşekkür ederim. Hepiniz benim için çok değerlisiniz. Hayatta insanın onu destekleyen arkadaşları olsun, başka bir şeye ihtiyacı yok.
*
Arkadaşı olsun insanın.

18 Ocak 2011 Salı

Home


 Son yıllarda tuval üzerine fazla çalışma yapamıyorum. Bir kaç ay önce gelen istek üzerine üç tane çalışmıştım. Onlardan artakalan kumaşların doğal görüntüsünü ve rengini sevdiğim için yastık kılıfı yapıp üzerine kumaş boyasıyla böyle bir çalışma yaptım. Vintage renklerin en önemli özelliği nötr yani kirli olmaları. Bu yüzden gölgelendirmeleri yaparken bilinçli olarak nötr renk paleti seçtim. Eşim ve oğlum çok sevdi yastıkları. Kendim için yapmıştım ama artık benim değiller.:))




13 Ocak 2011 Perşembe

Küçük Atkı Satıcısı

    
Nihayet boş günler yaşıyorum. Hayatın koşturmacası devam ediyor ama bu akşamdan itibaren, ne kadar süreceğini bilmediğim çizimsiz günler bekliyor beni. Buna ihtiyacım varmış.  İki gündür, sürpriz bir şekilde, boş bir kaç saatim oluyor. İlk anda ne yapacağımı şaşırıyorum ama sonra adapte oluveriyorum. En çok yürümeye ihtiyaç duyuyorum. Soğuk havada, hayalet ağaçların bürüdüğü gri, puslu yollarda yürümek iyi geliyor. Starbucks'da küçük bir mola veriyorum. Fazla oturmak istemiyorum, ayrılıyorum. Gri rengin sevgisi ağır basıyor. Bu şehirde kar yağmıyor. Minik minik serpiştiren su damlalarını kar kristalleri diye hayal ediyorum. Gözümün önünde atkı ören ve onları karlı dağları, ormanları dolaşarak, yolunun üzerindeki köy ve kasabalarda satan minik bir robot beliriyor. Bir valizi, bir çift örgü şişi, yemek yapmak için bir tenceresinden başka hiç bir şeyi olmayan bir robot. Uzun yürüyüş bitince eve gelip arada derede çiziveriyorum. Çok uzun zamandır ilk defa aklımda düşünceler olmadan kısacık uyuyabiliyorum.
**
Header ımı değiştirdim. Bu çizimi aylar önce aklıma geliveren kürklü çorap yüzünden yapmıştım. Bazen değişik tasarımlar geliveriyor aklıma, eskiz defterine çizip kenara atıyorum.  Çorap bana çizim yaptırdı yani.:)) Sonra da kızı maskülen çizgilerin ağırlıkta olduğu, sevdiğim tarzda giydirdim. Arka plana gerçekçi olmayan bir New York şehri çizdim. Kış olsun. Ağaçlar buz tutsun. Ben üzerinde New York ve İstanbul siluetlerinin olduğu tasarımları sevmeye devam edeyim. 

6 Ocak 2011 Perşembe

Exlibris

This cute, little guy is my exlibris. I drew him at the library seven years ago while I was researching for my thesis. One of the novel heros at the same time. I hope you can meet him one day.
**
Bir robotum var, onaltıncı yüzyılda yaşıyor. Mum ışığında kitap okuyor.