28 Aralık 2010 Salı

Kayıp Ağaçlar



I wish the new year health, happiness, peace of mind and to be with my family. I wish to draw a design for the   boxes of Laduree'. :))))))
*
İnsanlar, o sabah farklı bir güne uyandıklarını çok geçmeden anlarlar. Ters giden bir şeyler olduğu bellidir. Şaşkınlık yerini yavaş yavaş endişeye bırakmaya başlar. Dünya gezegeninde tek bir çam ağacı kalmamıştır. Koca çam ormanlarından minik çam fidelerine kadar tüm ağaçlar köklerinden sökülmüş, geriye kahverengi boşluklar kalmıştır. İşin tuhaf tarafı onlara ilişkin hiç bir iz yoktur. Tek bir dal parçası bile...Kayıp ağaçları bulmak için kendi imkanları yetersiz kalınca, robotlardan yardım istemek zorunda kalırlar. Bu istek robotların hoşuna gitmez. Ama içlerinden bir tanesi - çok kahraman, çok cesur, çok büyük - yapraklarını hiç dökmeyen, topak topak karların üzerlerinde kümelendiği, yapraklarının uçlarındaki su zerreciklerinin donup eşsiz kristallere dönüştüğü çam ağaçlarını düşünür önce...sonra da ağaçları çok seven çocukları....
"İnsanlaşıyorsun!" imalarını duymazdan gelir ve ağaçların kötü güçler  :)) tarafından bir karadeliğe atıldığını öğrenir. Şunu da bilir insanlar karadeliklere yaklaşamazlar. Teknolojik ve bilimsel imkanları ellerinden alındığında çok da güçlü değillerdir.:))
Dev robot karadeliğin korkutucu çekim gücüne karşı, zıt yönde güçlü bir ivme hareketi oluşturarak tüm çam ağaçlarını çıkarır. Onları insanların gezegenine geri götürür. Büyük insanların minnettar bakışlarına aldırmaz. Onlara güvenmemesi gerektiğini çoktan anlamıştır. Ama bilir ki küçük insanların gözünde hep bir kahraman olarak kalacaktır...
*
Bu çalışma tasarladığım yağlıboya bir siparişti aslında. Çok sevince buraya eklemek istedim.
*
Yeni yılda herkese sağlık, mutluluk ve huzur dilerim.:)))

4 Kasım 2010 Perşembe

Kar Labirentleri

Uzun süredir yirmidört saatin yetmediği günler yaşıyorum. Hayatla ilgili işler biriktikçe ben de onları bir şekilde geride bırakmaya çalışıyorum. Sırtımda ve beynimde boşuna yer işgal eden bir yükden bugün kurtuldum. Dört saatimi aldı ama halloldu.
.
Yağlıboyalar için düşündüğüm birkaç kompozisyonun eskizini yaptım. Hangisini tuvale geçireceğime sizin fikrinizi alıp karar vereceğim. Neyseki bana fikrini belirtecek çok arkadaşım var burada.:))
.
Bugün oğluma "Bloga fotoğrafımızı eklemek istiyorum, ne dersin?" diye sordum. İstemediğini söyledi kendine has tatlı tarzıyla. Yine de onunla geçirdiğim anların birkaç fotoğrafını paylaşmak istiyorum. Ama zaman alabilir.:))
.
Yukarıdaki çalışma takvimin kış sayfası. Kendim için çizdiğimden fazla ayrıntıya girmedim. Robot kaçak bir prensesi korumak ve yolculuğunda ona eşlik etmek zorunda. Kar labirentlerinden geçmeleri gerekiyor ve ne olursa olsun, arkalarına bakmamaları...:))

31 Ekim 2010 Pazar

Autumn in Orange Village


Her mevsim güzel ama sonbaharın ayrı bir havası var. Yeşil ile başlayıp sarı, turuncu, kırmızı ve kahverengi ile devam eden renkleri, savrulan yaprakları, çoğalan yağmurları, insanın içine tatlı ürpertiler salan serinliği...Daha da değerlenen ve yarattığımız minik mutluluklarımıza eşlik eden kahve, çay ve battaniye.
.
İllüstratörlerin çizimlerinde sıkça ve çokça kullandığı, Sindrella'nın sevimli balo arabası olup gönlümüze iyice yerleşen yusyuvarlak ve tupturuncu balkabakları. Sonbaharın renklerini ve formlarını sevmemek mümkün değil. Ve insanın hayalgücüne kattıklarını.
 

25 Ekim 2010 Pazartesi

Açığa Çıkan Sırlar

Bu hafta içinde buluştuğum, ağırladığım, yemeğe çıktığım, kahve içtiğim arkadaş sayısını düşününce başım döndü. Pazartesiden pazartesiye uzanan, oldukça yoğun bir haftaydı. Bu haftanın daha sakin geçmesini umuyorum.
.
Eğer bir çizerseniz, belki mimar ya da çizim işiyle uğraşan herhangi biri ve çok iyi "görmek" istiyorsanız, bir gözünüzü kapatmalısınız. Mükemmel perspektif çizimleri, bir göz devre dışı bırakılınca renksel ve tonsal uyaranların azalmasıyla yapacağınız çalışmadaki renk ve tonların kusursuz görünmesi, çok tatlı paletler bulabilmeniz, iyi imgesel çizimler için iyi bilinmesi gereken anatomik yapıyı sağlam çizebilmeniz için ilginç ve sihirli bir formül bu. Bana ilginç geldiği için paylaşmak istedim. Halbuki herşey fizik kuralından ibaret. Yani dünyaya iki pencereden değil de bir süreliğine tek pencereden bakmak.
.
Çizimin pek tatlı bir öyküsü ve fikri var. Galiba onu geliştirip kullanacağım...

4 Ekim 2010 Pazartesi

New York'da Nakış

Aslında çizimin New York'la bir ilgisi yok. Ama arka planda gökdelenler olunca bu başlığı koymak istedim.:)) Çalışma büyük ve gri bir şehirdeki, yemyeşil terasdaki kahveli, mumlu, çiçekli küçük mutluluğu anlatıyor. Robotun zevkle okuduğuna - gazete, kitap, dergi..- bakıp mutlu oluyorum. Konu bu...
.
Ama ben anlatsaydım şöyle olacaktı: Robotlar ilerleyen yüzyıllarda kendi metal gezegenlerinden sıkılır ve insanların sahip olduğu dağları, ağaçları, denizleri isterler. Dünyayı işgal eder, yerleşirler. Denizlerle, yeşillerle yetinmez; fincanlarına, mumlarına, çizgi romanlarına hatta gergef ve makaralarına bile el koyarlar.:))))))))) İnsanların sahip oldukları onlara neden bu kadar cazip geliyordur acaba?:))
.
Bir süredir rahatsızım. Oğlumla sabahları alışverişe gidiyoruz el ele. Evimize çok yakın kafenin önünden geçerken, "Anneciğim, beraber limonata içelim, lüfffeeenn." diye çekiştiriyor beni. Temiz bir kafe. Ürünlerini hangi yağlarla yaptıklarını, bizzat mutfaklarına girerek yağın markasına bakarak onay verdiğim bir yer. Beklemezdiniz böyle bir şeyi benden değil mi? Ama öyleyim ben işte :)))))))))) Oğlum ev yapımı limonatayı içiyor, yanına kahvaltı öncesi onu tıkamayacak ufak birşeyler alıyorum. "Anneciğim, sen de çay alır mısın?"diye soruyor bana ve ekliyor. "Beraber sohbet edelim, hadi anne." Artık serinlemeye başlayan hava oturma süremizi azaltıyor. Bu aralar yapmaktan en çok zevk aldığım şey bu...:))

18 Eylül 2010 Cumartesi

Robot Ordusunun Süngüsü Düşmüş Komutanı

Hani benim arkamda koca bir robot ordusu var ya ve elimde parıldayan süngülerim... İşte orduyu dağıtmak, beni aciz bir hale getirmek isterseniz önüme çocukları koyun. O anda süngüler iki yanıma düşer ve robotlar beni terkeder. Hayattaki zayıf noktam çocuklar çünkü.
*
Mail adresime gönderdiğiniz e postalar blogumu kapatma kararımdan vazgeçirdi beni. Ufak bir kaza geçirdim ve önemsemedim. Bir süre sonra dünyayı yarım görmeye başlayınca hiç de ufak olmadığı anlaşıldı. Üç saat süren zor bir ameliyattı. Neyse... sorun değil. Ameliyattan çıkınca yazmak çizmek zor olabilir diye düşündüm. İlk defa çok sevdiğim şeyler bana hiç birşey ifade etmez oldular. Sorun çocuklar.:((
*
Otuz küsür e posta var mail adresimde. Tanıdık tanmadık bloggerlar "Nihan neredesin? Ameliyat mı oluyorsun? Haberlerini bekliyoruz." diye yazmışlar. Çok şaşırdım ve mutlu oldum. Hatta artık çizemem, gözümü korumam gerek diye düşünürken yukarıdaki çizimi yapıverdim. Bir kere bile iletişimimin olmadığı insanların "Nihan" diye hitap etmesi ayrıca mutlu etti beni. Samimiyetiniz için teşekkür ederim. En kısa sürede hepsine cevap yazacağım.
*
Çizimden anlamışşınızdır. Kanepede yatan benim. Robotları gönderdim. Zaten canı sıkkın bir komutanı onlar da istemez. Romanların müsvettelerini de savurdum, verdim rüzgara. Şu an benim için bir anlam taşımıyorlar. Ameliyattan değil, sorun çocuklar.:'(

31 Ağustos 2010 Salı

Kahve Fincanındaki Huzur

Evimizin arkasındaki son zeytin ve çam ağacı da artık yok. Sonbahar, kış ve ilkbaharda hızla yağan yağmurlar sayesinde buğulu görünen ve gün içinde farkında olarak ya da olmayarak seyrettiğim minik orman.
.
Anladım ki yemyeşil alanlara, şehir içindeki küçük ağaç topluluklarına zaafım var. O anda ne yapıyorsam yapayım, onlara yöneliyorum.
.
Çelimsiz, küçük robot Robotlar Gezegeni'nde aranmaktadır. Suçlu değildir ama gezegenin yüz yıllardır süregelen katı kurallarına en büyük hayali uğruna karşı gelmiştir. Kaçması, saklanması gerekmektedir. Günlerin yorgunluğu pistonlarına ve gelişmiş tüm bilgisayar aksamına zarar vermiştir. Kimsenin girmeye cesaret edemediği ormana dalar. Koşar koşar ve fincan evi görür. Terkedildiği bellidir evin. İçeri girer ve ilk kez güvende hissederek derin bir uykuya dalar.
.
Başarması gerekenler vardır. Üzerine düşen görevi yerine getirince dönecektir gezegenine. Ya nem odasını boylayarak ya da kahramanlar gibi karşılanarak.:))

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Üçleme

Son birkaç gündür, beni fazla rahatsız etmese de, etkisini hissettiğim iç sıkıntısının çaresini buldum. Kuzum yeni uykuya dalmışken ve şartlar müsaitken kafamı az da olsa dağıttım. Kahramanlarıma zaman ayırdım. Masanın üzerinde bekleyen, aldırmayan tavırlarla her yanından geçişimde "pıst! pıst!" diye seslenen, içi binlerce kelimeyle tıkış tıkış dolu kağıtlar, defter ve silgi ile kalem ilgi istiyormuş da ben anlamıyormuşum.
.
Uzun süredir çizmek istemiyorsam da , çizim ısrarla baskıcı tavrını :)) sürdürüyor. Bilmiyor ki hatırına sesimi çıkarmıyorum, yoksa zorla birşey yaptıramaz bana.:)) İstemiyor yazıma yaklaşmamı.
.
Çizimle yazım kıskanıyor birbirini.:) Sonra işin içine bir de zaman dahil olmuyor mu, hiç çekilmiyor.


4 Ağustos 2010 Çarşamba

Uzun Yolculuk




Eski bir taş evde uyansam. Zamansız bir yerde. Kahve kokuları gelse alt katlardan. Pencereye yaklaşsam. Küçük bölümlere ayrılmış, yerden tavana kadar yükselmiş, pervazları kar kristalleriyle dolmuş olan pencereye. Dışarıda koşuşturan insanları görsem ve lâpa lâpa yağan karları...Her kartanesinin üzerinde Kartanesi Gezegeni'nin halkının o anda ne yaptığını merak etsem.

Beklediğim trenin düdük sesi çalınsa kulaklarıma. Tek bildiğim, onu beklediğim. Küçük valizimi alıp koşarak insem taş merdivenleri. Alt kattaki şömineye gözüm takılsa. Üzerine ne çok umut parıltısı sıralandığı çekse dikkatimi. Kimlerin olduğunu merak etsem. Masadaki kahveye gözüm ilişse. Dumanı halâ üzerinde. Yanında bir kart. Hani şu eski, kar temalı ve simli olanlardan. Arkasında bir not. Senin için. Daha fazla bekleyemeyeceğim geçer içimden, kahveyi yudumlarken. Ahşap, kalın kapılar açılsa, gıcırdasa. Atsam adımımı birkaç karlı, buharlı basamağa. Kırmızı tren yaklaşmakta. İnsanlar nezaketle selamlarken beni, trenin dumanlı bacasına kaydırsam gözlerimi. Önümde dursa, kapısı açılsa. İçinde kimseler yok. Otursam en güzel manzaralı koltuğuna. Başımda bir şapka. Önünde çeneme zor ulaşan tülü. Elimde eldivenler, minik valizi sımsıkı kavrayan. Gülümsesem, kimse yok görecek. Zamansızlığın boşluğu dolsa. Çevremi izlemeye koyulsam mutlulukla. Uzun tren yolculuğu, vaktim çok. Yazılacaklar, çizilecekler var. O kadar uzunki yol. Ve o kadar sessizki. Tam istediğim gibi.
Başlasam işlerime. O güzel sessizlikte. Zaman geçse, takvim yaprakları dağılsa, yolculuk bitse. Valizin içindeki boş kağıtlar dolularıyla yer değiştirse. Kelimeler çoğalsa, boyalar bitse. Duran trenin basamakları karlı patikayı gösterse. Kar lâpa lâpa yağmaya devam etse.
İncecik, uzun ve gizli. Sonunda gizli yerim bekliyor beni. Dev ağaçlar, heyecanla fısıldaşan. Ve tehlikeli robotlar. Biliyorum bana dokunamazlar.
Adımlarım çok hızlı, koşuyorum neredeyse. Gizlediğim yerde beni bekleyen çaydanlık eve. Yaklaşmak tehlikeli, dört bir yanı sarılı. Puslu, buharlı, karlı. Yeni hayalini bırak git. Koşturma diyor bir ses, burada güvendesin. Burası senin. Hayallerinle dolu çaydanlık evin... (Yazan-Çizen: Nihan SARI)

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Ev Gibi Yer Yok

Dorothy haklı. Ev gibi yer yok. Uzun ama güzel bir Karadeniz ve Alaçatı tatilinden sonra dün evimize döndük.
Editörümle konuştum.

İkinci romanımı kurgulamaya başladım. Heyecandan ölecek gibi hissettim. Diğer yandan iki tane çizim yapmam gerekiyor. Aslında şu sıralar çizmek işime gelmiyor. Roman üzerinde daha da yoğunlaşmalı. Sıkışmayı hiç ama hiç sevmeyen biriyim ben.:) Buna rağmen kaplumbağa gibi hareket ediyorum.
 
Televizyonda ilk uzay oyuncağının 1927'de yapıldığından bahsediliyor. Bir roket. O zamanın çocukları 1969'da aya çıkan büyüklerdi, diyor anlatan. Yaptılar çünkü hayal etmişlerdi. Gerçek, hayalin ayak izlerini takip eder. Kulağıma çalınan bu cümleleri dinliyorum.
Tatilde birkaç çizim yapabildim ancak.Hepsi karakalem oldu. Malzemelerimi almayınca dijital çizim yapamadım. Kısa süreli çizimler. Üstteki tatildeki modumu anlatıyor. Alttaki şu birkaç gün, içinde olacağım durumu. " I hate." kısmını görmeyin lütfen.:D

4 Temmuz 2010 Pazar

Foton Dalgaları


Yukarıdaki çalışmayı Orange Bubbles için yaptım. Kanatları onları diğer robotlardan farklı kılıyor. Çünkü organik bir tarafları var. (Umarım organik kelimesi aklınıza sebze ve meyveleri getirmemiştir. :D) Devasa bir şehirleri, gelişmiş bir medeniyetleri var. Dev şehri oluşturan dev yapıların içinde şu an yaşadığımız gezegenimizi herşeyiyle içine alabilecek büyüklükte şehirler var. Görünen kırmızı yansımalar yaşam kaynakları...Bazı yerlerine özellikle titreşim görüntüleri verdim. Robotlara ve fincanlara. Kuark ve foton dalgalanmaları oluşturdum kendimce.:))
Uzun süre yokum. Buraları çok özleyeceğim. Sizlere sormadım ama zamanı bir süreliğine durdurmak (!) zorundayım.:)) Kusura bakmayın. Farketmeyeceksiniz merak etmeyin.:))

6 Mayıs 2010 Perşembe

Mars'ta Son Fotoğraf

Resimlerimde eğer bir sipariş üzerine çalışıyorsam -çocuk kitabı İllustrasyonu, ürün tasarımı, özel istek çizimler - genelde tek, sade ve yumuşak çizgileri tercih ederim.
Kendim için çiziyorsam, çizgilerim anında sertleşir, sivrileşir. Dokununca çıtır çıtır kırılacakmış gibi görünürler.
Yukarıdaki çalışma bir çocuk kitabı için eskiz. Yumuşacık, zarif ve rengarenk.


İkinci çalışmayı ise kendim için yaptım. Bunlardan krem, taş rengi tonlarında ve hafif mavi tonlarda üç-beş farklı tasarım oluşturdum. Hepsi sert çizgilerle çizildi ve farklı robotları farklı hikayelerle tasvir ediyor. Onları oğlumun odasına sticker olarak yapıştıracağım. Büyüklü ve küçüklü boylarda karışık ve dengeli bir yerleştirme yapacağım. Bu, kahverengi olanın ismi "Mars'ta Son Fotoğraf." Konusuna gelince: Günümüzden 500 yıl sonrasında artık insan ırkının Dünya'da yaşama şansı kalmamıştır. Daha önce, kurtulmak için Mars'a sürgün ettiği robotları bu sefer başka bir gezegene göndermek ister. Çünkü oraya kendisi yerleşecektir. Robotlar artık Mars'ı terk etmek zorundadırlar. İşte bu robot Mars'ta son bir fotoğraf çektirmek istiyor. Çok üzgün çünkü yarın burada olmayacak. Ama fotoğrafta gülümsemek zorunda...
Üç nokta, çünkü hikayeler herkese göre farklı biter.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Turuncu Çaydanlık

Hayattaki asıl mutluluğun küçük şeylerden kaynaklandığını çok geç farkettim. Ne yazık. Belki de duygularımdan çok mantığım ağır bastığı için...
Şimdi güneşin doğuşuna tanıklık edebildiğim her yeni gün için şükretmeyi unutmuyorum.
Yağmurun her yağışına, ardından gelen toprak kokusunu içime çekebildiğime şükrediyorum.
Uçsuz bucaksız denizi ve ormanları izleyebildiğime.
Muhteşem kitapları okumak için vakit bulabildiğime şükrediyorum.
Sevilen bir dostun beni düşünerek yaptığı kahvenin kokusunu duyduğum zaman şükrediyorum.
Mutluluk kaynaklarımın sıradanlığına...
Teselli gibi algılanmasın. Değil çünkü...
Evimde bir kahve-kitap köşem var. Sevdiklerimle oturup yüzümde güller açtıran sohbetlere dalabildiğim .Yalnızken, hayatta en çok sevdiğim şeyleri yapmama fırsat tanıyan. Yazdığım, çizdiğim, kahvemi bitirdiğim. Hayal ettiğim, daha da güzeli onları gerçeğe çevirdiğim.
Düşüncelerimi bu tarzda yazmaya hiç meraklı değilim aslında. Duygu mantığa yetişiyor belki de...
Yukarıdaki resmi başarısız bir uzay yolculuğu sonunda Dünya Gezegeni'ne düşen bir robotun yaşadığı çay keyfini düşünerek çizdim. Geri dönmeye hiç niyeti yok.

Yeni olmak güzel duygular hissettiriyor. Henüz sanal olarak tanıdığın, sonrasında belki de yüzyüze gelebileceğin dostlar, arkadaşlar kazanıyorsun. Yeni ve güzel heyecanlar bunlar. Sürpriz kıvamında ziyaretçiler ve minik kutuların içinden bakan izleyiciler. İlgimi çeken bloglara yorum bırakmak ve karşılığını almak. Hani bir söz var "Aynı gökyüzünü paylaşmak". İşte bu da aynı uzay parçasını paylaşmak, fark yok. Sen bir yıldız fırlatıyorsun, karşındaki onu tutuyor.
Bu çalışmayı geçen yılın sonunda yapmıştım. Onu sanal dünyada bana ilk anda kucak açan ve izlemek adına kapımı tıkırdatan dostlara ithaf etmek istiyorum. Böyle bir şeyi yapmak aklıma son anda geldi ama güzel oldu. Neler hissettiğimi bilsinler istedim.Tabi bir de uğrayıp çıkan sessiz kahramanlara ...Teşekkürler.

25 Nisan 2010 Pazar

Robots, Doodles and Orange Bubbles

Evde küçücük bir robot koleksiyonum var. En son kardeşim Wall-E'yi aldı. Onları sevmeye ne zaman başladığımı hatırlamıyorum. Galiba teknoloji ve bilime olan ilgimle alakalı. Bu sevgi sağda solda minik karalamaların artmasına neden oluyor.
Hayatta hiçbir zaman idollerim olmadı. Sadece cüzdanımda dokuz yaşımdan itibaren Walter Disney'in kadim dostu Mickey Mouse'la yan yana bulunduğu siyah- beyaz bir fotoğrafını :)) taşıdım. Küçük bir çocukken hayal ettiği muhteşem dünyasını yetişkinliğinde gerçeğe dönüştürdüğü için galiba.
O yüzden robotlar ve karalamalar.Turuncu baloncuklara gelince, onlar şu an Dünya'yı terketmeye devam ediyorlar. :))
Yukarıdaki resmi karalarken XV. yüzyılda İstanbul Topkapı Sarayı'nda yaşayan ve yağlıboya resimler yapan bir Osmanlı sultanını düşündüm.

8 Nisan 2010 Perşembe

Burası güzelmiş.



Benim tatlı, minik ve iddiasız blogum. Güzel bir bahar sabahı hayat buldun. Ömrün uzun olsun. Hadi bakalım!!
Bazen okuduğum kitaplara anlık çizimler yapıyorum. Yüzlerce sayfası olan kitaplarda beş, altı çizimim oluyor genelde. Özellikle yanımda kağıt olmadığı zamanlarda kullanıyorum kitap sayfalarını. Çoğu zaman arkadaşlarım okuyacakları kitapları, ısrarla önce benim okumam için baskı yapıyorlar. :))
Bu çizim, benim kitap karakterlerimden biri. Bu aralar okuduğum kitabının sayfalarından birine çizmiştim.